Lazona’dan kandıra’ya uzanan göç

KANDIRA’DA BİR LAZ KÖYÜ “BEYLERBEYİ”

Timur CUMHUR

Göç kelimesini oluşturan olguların en başında “kökünden kopmak” gibi bir deyim gelir diyebilirim. Asırlardır kök salınan coğrafyaya elveda deyip, çaresizlik ve gözyaşı ile karışık endişeyi hissederek uzaklaşmak; Göçü bize az da olsa tanımlayabilir sanırım. Ve bilinmeyen farklılıklara doğru yüzen bir vapur düşünelim. İçinde de Göç eden insanlar olsun. Bu insanların iç dünyasındaki çalkantıya, vapurun seyrindeki çalkantıda bata çıka eşlik ediyor olsun. Terk edilen bir limandan, bir başka limana adım atmak ne demekti o insanlar için. Çok şey demekti! Geri dönememekti! Yaşayıp bildiği toprakları bir daha görememekti! Yolculuğun yorgunluğu ve perişanlığı unutulacaktı. Fakat yüreklerinde hissettikleri acımsı duygu unutulmayacaktı. Çünkü bu duygunun adı özlemdi, özlemekti!

İşte bir kez daha 93 harbi diye bilinen Osmanlı – Rus savaşı döneminde yaşanan bir Laz göçünü konu etmek istiyorum. Daha önce kendi bölgem olan Akçakoca ve köylerini anlatmaya çalışmıştım. Fakat Marmara ve batı Karadeniz’e yaşanan Laz göçünü araştırma düşüncesini aklımdan atamıyordum. Şimdi belki bütünüyle bir araştırma yapmış sayılmam ama bu düşüncemi gerçekleştirebilmek için Kandıra’dan başlamaya karar verdim. Malum Zamanımız pek yok, çünkü ekonomik açıdan ayakta durabilmemiz için çalışmamız lazım. Çalışma hayatı içerisinde de bu gibi düşüncelere yeterince zaman ayıramıyoruz. Neyse ki bir fırsatını bulup köy muhtarı ile irtibata geçerek, Köy hakkındaki araştırma düşüncemi açıkladım. Köy muhtarı Sayın Halil Dönmez, elinden gelen her türlü yardımı göstereceğini belirtti. Ve ikimiz için uygun bir tarih belirleyerek bir hafta sonu köyü ziyarette bulundum. Bu ziyaretle ilgili ayrıntılardan bahsetmek istemiyordum. Fakat o gün köyde karşılaştığım ortam ve ara sıra yaşadığım duygusal anlar, bu ziyareti de sizinle paylaşmam için bende bir intiba uyandırdı.

Öncelikle Kandıra merkeze gelip Beylerbeyi köyüne ulaşmayı araştırıyordum. Rastladığım amcalardan birisi “hayirdur ne yapacaksin Beylerbeyini” dedi. Ve ardından da “yanliş anlama benda o köydenimda ondan sordum” deyince, bende hemen, araya Lazca birkaç kelime kattım. Amca şaşkınlık içindeyken de ne sebeple Beylerbeyi köyünü ziyaret etmek istediğimi açıkladım. Biraz sohbetten sonra beni bir kahvehane önüne getirdi. Ve bu kahvehanedeki karşılaştığım herkesin yarısı kadarı hemen hemen bu köydendi. Beni bütün sıcakkanlılıklarıyla karşılayan amcalar gelme sebebimi öğrenince çok mutlu oldular. ve bilgileri oradan toplamaya başladım diyebilirim. 1 saat kadar süren sohbetin ardından alıp beni köye götürdüler. Köyde karşılaştığım atmosfer yaşanmaya değerdi. Bir ceviz ağacı (üaüali – neâişi nca) gölgesinde sohbetimiz koyulaşmıştı. Zaman geçmeden etrafımı yaşlısı genci büyük bir kalabalık sarmıştı. Hem kültürel sohbet hem de köy tarihi hakkında bilgi alışverişi yapıyorduk. 90 yaşının üstündeki ôaôuli Cemali (Cemal dede)’nin köyün kuruluş serüveni hakkındaki anlattıkları, onun baba ve dedelerinin yaşamıydı. Fakat öyle efsunlu bir anlatımı vardı ki, anlatırken adeta o dönemin içerisindeki kargaşada kaybolmuştu. Sonrasında evinde ziyaretinde bulunduğum ôaôuli Axmeti (Ahmet dede) yine 90 yaşını aşanlardandı. Baba ve amcalarının kurtuluş savaşındaki mücadele ve çektiklerini anlatırken hıçkıra hıçkıra ağlayışı inanın beni de son derece duygusallığa soktu. Ağlamamak için kendimi tuttum fakat gözlerimin nemlenmesine mani olamadım. O gün içinde bulunduğum mutluluğu da sizlere tarifte zorlanabilirim. Karşılaştığım insanlar tarafından bana yansıyan o sıcak elektrik, sanki kendi köyümdeymişim gibi bir rahatlık veriyordu. Ara sıra dramatik anlar yaşatan, ara sıra komedi havasında geçen bir filmin içerisindeydim sanki. Beklediğimden fazla bilgi toplayarak köyden ayrılacaktım. Bu çalışmada bana bilgi veren başlıca; Cemal Öztürk dede, Hasan Cici, Raşit Dilek, Kazım Cici, Ahmet cici, Nusret Kurcan, Abdulrahim Yılmaz, Ruhi Öztürk, Seyfettin Öztürk, Halil Dönmez (köy muhtarı) ve beni duygulandıran Ahmeti ôaôuli’ye sonsuz teşekkürlerimi sunuyorum. Ayrıca ismini burada sayamadığım nice köy sakinlerine de şükranlarımı iletmeliyim. Köyle vedalaşıp Kandıra merkeze doğru yola çıktım. Otobüste yanımda oturan Abdulrahim amca ile sohbet ederken, “Gel seni 100 küsür yaşındaki Reime nandidiye (nineye) götüreyim” dedi. Rahatsızlık vereceğimi düşünerek biraz çekimser davrandım ama bana, bunun bir rahatsızlık vermeyeceğini, hatta Reime (Rahime) nandidiyi çok mutlu edeceğini söylediklerinde, ziyarette bulunmaya karar verdim. Ve Abdulrahim amca önderliğinde eve vardık. Hane sahibi Seyfettin Öztürüün sıcak misafirperverliğiyle karşılandıktan sonra beni Reime nandidiye götürdüler. Reime nandidi uykudaydı ve uyandığında bir müddet toparlanamadı. Elini öpüp sarıldığımda, “miren aya bere” (kim bu çocuk) demişti. Bende “mota-skani vore, skani-şeni mopti” (ben torununum, senin için geldim) dedim. Sonra biraz rahatsız olduğunu söyledi. Ama sohbetimiz devam ederken yavaş yavaş iyileşmişti. Ve kendi ifadesiyle bu iyileşmesini benim onu ziyaretime bağlıyordu. 100 yaşını aşmış bir nineyle sohbet edebilmenin mutluluğunu inanın ki tarif edemem. Tanışma faslından sonra konu yavaş yavaş eski zamanlara ve destanlara geliyordu. Bir Laz ninesinin Yüreğinden gelen çatallı sesi insanı nasıl etkiliyordu anlatamam. Eskiyi, hikâyeleri ve destanları Lazca ve Türkçe olarak anlatıyor. Bende bütün bunları can kulağı ile dinlerken aynı zamanda da kayıt altına alıyordum. Duygusal anlar ve espri dolusu sohbettin ardından vedalaşma zamanı gelmişti. Bu günü unutamayacağım günler arasında hafızama kaydederken, Reime nandinin elini öperek ve hane sakinleriyle vedalaşarak yola koyuldum.

O dönemde yaşanan göçün ardından, Laz göçünü konu alan bir destandan bir kıtalık bölüm paylaşmak istiyorum. Bu destanı Reime nandidinin babaannesi o dönemde yazmış ve ara sıra Reime nandidiye söylermiş. Ve bugüne kadar hafızasında saklamış. “ben kuçuk çocuğidum da babaannam kulağume hep destanlar soyleyurdi”. Diyerek destanı benimle paylaştı.

 

Batumden geldiler bittum yarali,

Anasuz babasuz yatar zavalli,

Gidin da eldurun moskov kirali,

Buna dayanilmaz aldi dert beni.

 

BEYLERBEYİ KÖYÜNÜN KURULUŞ AŞAMASI

Dönemin Beylerbeyi köyü göçmenleri; kurulum aşamasından önceki yaşanan göçün ardından bir müddet İstanbul’a bağlı Sarıyer ve Beylerbeyi’nde ayrıca İzmit’te barınmaya çalışmışlardır. Göçmen komisyonları ancak 3 ay gibi bir zamanda şu anki Beylerbeyi köyü arazisini uygun bulup yerleşim çalışmalarını başlatabilmiş. O dönemdeki Beylerbeyi Coğrafyasının bir yakasında “Kipni kargin” adında az sayıdaki hanesiyle Roman (çingene) yerleşimi bulunmaktaymış. Fakat köy arazisi, Laz göçmenlerinin köyü sahiplenmesinden bir müddet sonra Roman haneleri terk edilip tamamen Laz köyü konumuna gelmiştir. Köyün kuruluşunu; ilk gelen Hacımemişoğullarından Kadem ağa önderliğinde Hacı Mehmet ve Ömer ağa aileleri gerçekleştirmiştir. İzmit ve civarlarında yerleşmeyi bekleyen diğer Laz göçmenlerini; Kadem ağa Zamanla toparlayıp şu anki Beylerbeyi köyünde bir araya getirmiştir. Bu yerleşimin ardından Köye muhtarlık verilinceye kadar köyün adı “Kıranlar” lakabıyla anılmıştır. Sonrasında muhtarlık verilişinin ardından Beylerbeyi köyü olarak Resmi adını almıştır. Köye yerleşme gerçekleşmeden İstanbul Beylerbeyi’nde bir müddet barınmış olmaları, bu köyün adının Beylerbeyi olmasına sebep olmuştur gibi bir bilgi köy halkı tarafından bilinmektedir.

Köy sakinleri, Göçü yaşayan atalarının nereden göç ettikleri konusunda derin bir bilgiye sahip değildiler. Bu konuyla ilgili köy içerisinde çeşitli bilgiler dilden dile dolaşıyordu. Köy halkı ile diyalog içerisinde bu bilgileri değerlendirirken bir çok kişinin de belirttiği “Nezia” köyü adını sık sık duyuyordum. Fakat bu köyün nerede olduğunu kimse tam olarak bilmiyordu. Kimi batumi’ye bağlı diyordu. Kimi Artvin’e, kimi Hopa’ya bağlı bir köy diyordu. Bu çelişkili cevaplar “Nezia” köyünü bulmamı zorlaştırıyordu. İnternet üzerindeki arama motorlarında da bu köyün adına rastlamamıştım. Sonra Hopa ve Borçka’ya bağlı birkaç köy muhtarı ile telefon görüşmesi yaptım. Yaklaşık 10 telefon görüşmesinin ardından “Nezia” olarak bilinen yerin bir köy değil de, Borçka’da eski adıyla Behluvan köyünün içerisindeki bir mahalle olduğunu öğrendim. Behluvan köyünün şimdiki adı Güreşen köyü idi. Ve Güreşen köyünde “Nezia” adında bir mahalle vardı. Artık söylenti olarak dolaşan bilgiyi doğrulamış bulunuyordum. Böylece Beylerbeyi köyüne ilk gelen Hacımemişoğulları’ndan Kadem ağa ve yandaşlarının “Nezia” denilen yerden göç ettikleri ispatlanmış oldu.

Köyde yaşayan aileler

Soyadı kanunuyla birlikte sülale lakapları birkaç parçaya bölünmüştür. Yani bir sülaleye mensup olan aileler değişik soyadları almıştır.

Hacımemişoğulları – (hacımemişişi)

Şu anda köyde ve kandıra’da cicimemişoğulları (cicimemişepe) olarak da anılırlar.

1 – cici

2 – şahin

3 – yaşa

4 – yılmaz

5 – yener

6 – şentürk

Karakurukçuoğulları – (karakurukçişi)

1 – zengin

2 – yaşar

3 – tekol

4 – kızmaz

5 – alkan

6 – kurcan

7 – küçükşahin

8 – ersoz

9 – şen

Bayraktaroğulları – (bayraktarişi)

1 – öztürk

2 – bayrak

3 – büyükbayrak

4 – dilek

Tunustoğulları – (tunustişi)

1 – ayyıldız

2 – yoldaş

3 – aydın

4 – çakmak

Çeteoğlu – (çeteşi)

1 – dönmez

2 – çetin

3 – tekin

4 – yıldız

Köseoğulları – (koseşi)

1 – köse

2 – kardaş

3 – erol

4 – öz

Eyüpoğulları – (eyubişi)

1 – başol

2 – tetik

3 – altın

Bursalıoğulları – (bursalişi)

1 – özcan

2 – özkan

Hacıoğulları – (hacişi)

1 – kayacık

Şişmanoğulları – (şişmanişi)

1 – can

Yavuzoğulları – (yavuzişi)

1 – güzel

 

Odabaşoğulları (odabaşişi)

Köy içerisinde şimdi bu sülaleye ait bir soyadı yoktur. Köy içerisinde yaşadıkları dönemde “aslan” soyadı ile bilinirlermiş.

Ekonomi ve coğrafi konum

Köyün kuruluşun ilk dönemlerinde yaşanan her türlü sıkıntıyı göz önünde canlandıracak olursak 1877 – 1930 yılları arasında ekonomi olarak anlatacak pek bir şeyin olmadığını görürüz. Köy sakinlerinden 90 yaşın üstünde birkaç insan var. Ve bu insanlarla ettiğim sohbetler, o günlerin zorluğunu ve kargaşasını hayalimde canlandırmaya yetti. İlk zamanlardaki tarımsal faaliyet, aile içi gıda ihtiyacını giderirken şimdilerde ise 1960 – 1970 yıllarından itibaren fındıkçılığa bir yönelme olmuştur. Bu sayede ekonomik olarak köy halkının geçim kaynaklarının temelini fındık oluşturmaktadır. Bunun yanı sıra köyde gıda ihtiyacını karşılamak maksadıyla; başta fasülye, mısır, buğday olmak üzere ve ayrıca mevsimlik çeşitli sebze, meyve yetiştirilmektedir. Tarımın dışında hayvancılık gibi ciddi bir ekonomik faaliyet yapılmaktadır. Büyükbaş hayvan yetiştiren ve hayvan alım – satımı ile geçimini sağlayan ailelerde mevcuttur. Tarımsal ve hayvancılık gibi uğraşların köyde yetersiz kaldığı görüldüğünden, köye 1950’lerden sonra ekonomik sıkıntıdan olsa gerek bir göç hakim olmuştur. Köyün büyük bölümü belli aralıklarla kandıra merkezi ve civarlarına yerleşmiştir. Tahsil ve sosyal yönden de, köy göç vermeye devam etmiştir. Şimdilerde köy nüfusunun 3 katı fazlası dışarıda ikamet ediyor. Kandıra ve izmit civarlarında ikamet eden hane sayısı köydekinden fazla konuma gelmiştir. İstanbul başta olmak üzere türkiye’nin çeşitli yerlerinde de ikamet edenler mevcuttur. Ayrıca yurtdışına almanya ve fransa’ya da göç eden aileler vardır. Köy muhtarından aldığım bilgiye dayanarak, beylerbeyi köyüne mensup, almanya’da 53 hane ve fransa’da 48 hane yaşadığını belirtebilirim. Beylerbeyi köyünün bir hayli göç verdiğini görmüş oluyoruz.

Böylelikle köy içinde 130 hanesi bulunan beylerbeyi köyü’nün, dışarıda da bir hayli hanesi olduğunu anlayabiliriz.

1997 yılında köy nüfusu è 602

2000 yılında köy nüfusu è 644

Coğrafi konum

Köy iki hakim tepe üzerinde birbirine paraleldir. İki yaka arasındaki küçük vadi diyebileceğimiz çukur kısımda yerleşim yoktur. Bu iki yakaya belli bir ad verilmemiştir. Fakat köy sakinleri tarafından bulundukları yere göre karşıki (meleni) mahalle, beriki (moleni) mahalle şeklinde bir isimlendirilme yapılmaya devam ediliyor. Köyün çevresi orman ve fındıklık olduğundan yeşil bir alan içerisindedir. Civar komşu köylerini sayacak olursak; kuzeyde bağırganlı köyü, kuzey batıda pınarlı köyü, batıda çelebi köyü, güneyde akıncı ve çarçilli köyü, doğuda antaplı köyü vardır.

Kandıra’ya olan uzaklığı : 18 km

İzmit’e olan uzaklığı : 55 km

Köyde sağlık evi ve civar köylerden de taşıma sistemi ile öğrenci alan bir ilköğretim okulu mevcuttur. Su şebekesi ve kanalizasyon sistemi vardır. Yolu asfalttır.

Köy içerisinde “beylerbeyi köyü güzelleştirme ve dayanışma derneği” ile “ fevziye mahallesi cami derneği” adında iki dernek faaliyeti vardır.

Kandıra’da beylerbeyi köyü dışında bir laz köyü yoktur diyebiliriz. Fakat “merkez erikli” köyüne bağlı “beycaz” mahallesinde çok az sayıda da olsa laz haneleri vardır.

tutamuru3xi@hotmail.com

arrow