Üreticinin kurtuluşu çayda, çayın kurtuluşu ÇAYKUR’da!

Eylem Bostancı

Türkiye, dünyada en fazla siyah çay tüketen ülke konumundadır. Öyle ki, 2008 yılında ülkemizde yaklaşık 200 bin ton çay tüketildi. Bunun yaklaşık 130 bin tonu ÇAYKUR satışlarına aitti, geri kalanı ise özel sektöre. İç pazarın bu kadar büyük ve gelişime açık olması özel sektörün iştahını kabartıyor. Bu nedenle büyük şirketlerin çay sektörü içerisinde pay kapma yarışı hızlandı. Yakın zamana kadar Unilever (Lipton) şirketi dışında sadece yerel üreticiler vardı. 2008 yılında Coca Cola’nın şirketi, bitki çaylarında lider marka olan Doğadan’ı satın alarak Türkiye piyasasına ilk siyah çayını çıkardı. Başka bir gıda devi Ülker de 2008 yılında Oba Çay’ın büyük bölümünü ve Doğa Bitkisel Ürünler’i satın aldı. Böylece çay piyasasında rekabet hızlandı. Ancak önlerinde her şeye rağmen pazar payını koruyan bir dev var: ÇAYKUR…

Çıkar yol ÇAYKUR’un özelleştirilmesi değil, yönetimin üreticiye devredilmesidir…

Çayda iştahları kabartan kar düşüncesiyle çıkar çevrelerinde ‘ne yapsak da zaten özelleştirme kapsamında olan ÇAYKUR’u bir an evvel özelletirsek’ derdi yoğunlaştı.  2008 yılında Çay Kurumu’nu özelleştirme projesi olarak Ulusal Çay Konseyi kuruldu. Ulusal Çay Konseyi Başkanı hiç vakit kaybetmeden açıklama yaptı. “Herkes net bir şekilde bilmelidir ki, eğer AB’ye gireceksek ÇAYKUR er ya da geç bütün tarımsal politikalar çerçevesinde özelleşecek.” Bir de uyarıda bulundu. ”Türkiye’de üretilen çayda kalite sağlanmazsa kimse çay içmez, yerine kahve içer, başka bir şey içer.” Oysa çayın kalitesinin yükselmesi ÇAYKUR’un özelleşmesine bağlı olmadığı gibi Türkiye’de çaydan fazla içilen tek içecek SU’dur. Türkiye’de kahve tüketimi topu topu 20 bin tondur. Çay tüketimi ise 130 bin ton. Arada 110 bin ton tüketim farkı varken böyle bir söz sarf edilir, hayret!

Çay, Doğu Karadeniz bölgesinin en önemli gelir kaynağıdır. Bölgede yaklaşık 200 bin çay üreticisi çay tarımı yapıyor. Ayrıca çay fabrikalarında 20 bine yakın kişi çalışıyor. Çay üreticisi için o yıl eğer yaş çaya tatminkâr bir fiyat verildiyse ve yaş çay bedeli bir sonraki yıla sarkmadan ödendiyse,o sene iyi geçmiştir. Ne var ki, çay üreticisi için her yıl daha da kötüye gitmektedir. Tarım Bakanı Mehdi Eker, 2009 yılı yaş çay alım fiyatını 79 kuruş, destekleme primini 11,5 kuruş olmak üzere 90,5 kuruş olarak açıkladı. Geçen yıl 85 kuruş olan çaya böylece sadece yüzde 6’lık zam yapılmış oldu. Ayrıca daha sıkı tutulan kota sınırlaması üreticinin işini daha da zorlaştırıyor. Kısaca çaydan para kazanmak her yıl biraz daha zorlaşıyor.

Çayda kırılma noktası: 1984 yılı
Bazı çevrelere göre tüm sorun ÇAYKUR’un hala özelleştirilmemesinde. Çıkar çevreleri, ÇAYKUR özelleşmeden çayın kalitesinin yükselemeyeceği ve uluslararası standartlara erişemeyeceği yönünde iddialar dile getirilmektedir. Oysa, bu çok yanlış ve yanıltıcı bir ifadedir. Ülkemizde çay işleme, paketleme ve pazarlama faaliyetleri 1984 yılına kadar devlet tekeli altında idi. 1984 yılından itibaren özel sektöre çay sektöründe faaliyet izni verilmiş, kısa sürede onlarca firma kurulmasına rağmen bu firmaların büyük bir çoğunluğu batmıştır. Çay pazarının yaklaşık yüzde 35 kadarına hakim olan özel sektör, çay üretimi kalitesi açısından başarı yakalayamamıştır. Tam tersine doğru denetlenmeyen özel şirketler nedeniyle sektör zarar görmüştür. Öyle ise, özelleştirme çay kalitesini arttırma konusunda bir çözüm değildir. Özel sektör bugüne kadar üreticiye zamanında ödeme yapmayarak, yaş çaya karşılık kuru çay vermek gibi aciz yöntemlere başvurarak üreticiyi mağdur duruma düşürmüştür.

ÇAYKUR’un özelleştirilmesi için iki seçim vardır; ya ÇAYKUR’un fabrikalara bölünerek özelleştirilmesi ya da bir bütün olarak özel sektöre satılması. Fabrikalara bölünerek satılması halinde, bugün faaliyet gösteren küçük çay işletmelerinden bir farkı kalmayacak ve daraltılmış yapısı içerisinde çay üreticisine ödeme yapılması konusunda sorun yaşanacacaktır. Daha vahim olan ise ÇAYKUR’un bir bütün olarak satılması durumunda ortaya çıkacaktır. Zira yüksek kârlara alışmış özel sektör, yılda sadece dört ay çalışan ve düşük kârlılık oranına sahip çay sektöründen aradığını bulamayacaktır. Bu durumda daha yüksek kâr elde etmek için üreticiye yüklenecektir. Kısaca özelleştirme her ne şekilde olursa olsun iyi sonuçlara yol açmayacaktır. Özelleştirme çay sektöründeki sorunları çözemeyecek, aksine üreticiyi bezdirecektir.

Türkiye’deki çay sektörünü ve dolayısıyla çay üreticisini kurtarmanın en iyi yolu ÇAYKUR’un üreticinin kontrolüne devredilmesidir. Çayı üreten, çay sektörünü yönetmelidir. Bu model, başka bir çay üreticisi olan Kenya’da başarı göstermiştir. Avrupa Birliği’ndeki modellerden esinlenerek kurulan Kenya Çay Geliştirme Ajansı (Kenya Tea Development Agency – KTDA) 45 yaş çay işleme fabrikasına sahip bir üretici kuruluşudur ve Kenya’daki tek çay üretim kuruluşudur. Bünyesinde yaklaşık 400 bin küçük çay üreticisi bulundurur ve doğrudan ya da dolaylı olarak 3 milyon Kenyalı daha bu ajanstan ekmeğini kazanır.

Türkiye çay sektörü – aşılması gereken sorunlar
Çayın durumu bugün başka bir açıdan daha endişe vericidir. Üretici, geleceği konusunda karamsardır. Bazı aileler çaya alternatif olarak kivi yetiştiriciliğini denemiş, fakat pazarlama konusundaki bilgisizlik ve imkansızlıklar bu alanda da başarı gösterilmesini engellemiştir. Bunun dışında, çay bitkisinin yetiştiği yerde başka bir bitki yetiştirilememektedir. Çay sektörü açısından bölge insanının çay tarımının vazgeçilmez olduğuna inanması, çaya alternatif bir ürün olmaması ve sektörün önemli bir istihdam kaynağı olması avantajdır, ancak üretici çay konusunda yeterince bilgi sahibi değildir. Öyle ki zaman içerisinde yanlış gübrelemeden dolayı toprak zarar görmüş, girdilerin bilinçsiz kullanımı nedeniyle toprak yapısına bağlı olarak bitki yapısı ve ürün kalitesi bozulmuştur.

Çay sektörüne en büyük tehdit kaçak çaydan geliyor. Özellikle Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgesinde yaşayan insanlarımız farklı bir damak tadına sahiptir. Bu nedenle ülkeye yasa dışı yollardan yılda yaklaşık 20 bin ton civarında çay girmektedir. Bu çayların adı bile vardır: ‘kaçak çay’. Bunun dışındaki tehditler şöyle sıralanbilir; tarımsal ilaç ve gübre kullanımının kontrol edilememesi, pestisit (zirai ilaçlar) kullanımının artması, küresel ısınma ve iklim değişikliği, sektörde siyasi etkilerin fazla olması, üretim maliyetlerinin sürekli artması, genç nüfusun bölgeden göç etmesi ve denetimsiz (ruhsatsız) üretim yapan fabrikaların olması. Ayrıca bölgede çaylık alanlar miras nedeniyle aşırı bölünmüştür. Bu da çay tarımının verimli şekilde yapılmasını engellemektedir. Kaliteli yaş çay ile kalitesiz yaş çay kesin hatlarıyla ayrılmamıştır.

Organik çay ihracatı önemsenmeli
Türkiye’nin başka ülkelere çay ihracatı çok düşük. Dünyada çay üreticisi ülkeler az gelişmiş ya da gelişmekte olan ülkelerdir. Bu ülkelerde hem işgücünün hem de hammaddenin ucuz olması nedeniyle maliyetler oldukça düşüktür. Diğer üretici ülkelerin hammadde fiyatları bizim fiyatlarımızdan 1,5-2 kat, işçilik giderleri ise 5 kat daha düşüktür. Bunun sonucu olarak Türkiye’nin diğer üretici ülkelere göre çay ihraç etme şansı oldukça azdır, fakat buna rağmen Türkiye çay sektörünün elinde önemli fırsatlar bulunmaktadır. Bunlardan en önemlileri; Avrupa Birliği ülkeleri içinde çay üreten tek ülkenin Türkiye olması ve dünyadaki en büyük çay üreticileri arasında olan Çin ve Hindistan’da kuraklık nedeniyle çay arzının talebi karşılayamama riskinin ortaya çıkmasıdır. Ayrıca dünyadaki en doğal çayı Türkiye üretmekte ve üretilen çay, yarı organik olarak nitelenmektedir. Özellikle Avrupa ülkelerindeki doğal ve organik gıda ürünlerine doğru olan trend, Türkiye çay sektörüne önemli bir ticaret fırsatı sunmaktadır. Ayrıca Rize’nin bir liman şehri olması, ticareti kolaylaştıracak bir etkendir. Kaliteli çay üretilebilmesi için ÇAYKUR tarafından çay bahçelerinin yenilenme projesinin başlatılması planlanmaktadır. 2010 yılından başlayarak önümüzdeki 10 yıla yayılan bir sistem hazırlığı var, ancak bu, Maliye Bakanlığı’ndan 2-2,5 milyon dolarlık kaynak alınmasına bağlı.

Doğu Karadeniz bölgesinin doğal şartları gereği tarımında kimyasal mücadele gerekmiyor. Bu yüzden, üretilen kuru çaylarda pestisid (zirai ilaçlar) kalıntısı bulunmamakta ya da çok az bulunmaktadır. Bu durum organik tarım için ciddi bir avantaj doğurduğundan, ÇAYKUR  tarafından Borçka bölgesi alanı Muratlı Çay Fabrikası hinterlandı ile Çamlıhemşin ve Hemşin ilçe havzaları organik çay tarımı yapılacak alan olarak belirlendi. ÇAYKUR, konvansiyonel çay tarımında olduğu gibi organik çay tarımını Doğu Karadeniz’de geliştirmek amacıyla Rize-Hemşin’de organik ve konvansiyonel yaş çay yaprağı işleyecek günde 100 ton kapasiteli bir fabrika kurdu.Bu fabrika 2009 yılı yaş çay kampanyasında üretime geçecektir. Bölge hinterlandından toplanacak olan 3 bin ton civarında organik yaş çay alımı planlanmaktadır.

Organik çay üretimi önemsenmeli ve ciddi yatırımlarla desteklenmelidir. Türkiye, Avrupa’da çay üreten tek ülke olmanın yanı sıra dünyada doğal çay üreten tek ülke olma avantajını iyi kullanabilmelidir. Yüksek kalite organik çay üretilip marka haline getirildiği takdirde, normal çay fiyatının 8-10 kat fazlasına Avrupa’ya ihrac edilebilir. Asya ülkeleri iklimsel nedenlerden dolayı bir dezavantaj yaşıyor ve organik çaya geçmeleri daha zor. Oysa, Doğu Karadeniz kuraklık yaşamıyor, üretici yeniliğe açık, Avrupa pazarına açılmak için her şey lehine. Organik çayın geliri epey yüksek olduğu gibi, üretici organik tarım konusunda bilinçlendirildiğinde gerçekleşmesi mümkün görünüyor. Şu anda yarı organik olan çay üretimi, kısmen de olsa organik hale dönüştürülmelidir.

Çay borsası – gerekli mi?
Piyasa içindeki genel kanı, çay piyasasının düzene girmesi için Çay Borsası’nın kurulmasının gerekliliği yönündedir. Çay Borsası denince akla ürünün serbest rekabet şartlarında alınıp satıldığı, kalitesine göre değer bulduğu, belli kurallar içinde faaliyetlerini devam ettiren birimler akla gelir. Çay Borsası’nın kurulması, üreticinin alacağının garanti altında olmasını ve tüketicinin kaliteli çay içebilmesini sağlar, ancak kurulacak olan borsa yaş çay değil, kuru çay üzerine faaliyet göstermelidir. Üreticiyi koruyan, parasını düzenli almasını sağlayan bir yapı olmalıdır.

Dünyada, Türkiye’den başka en fazla çay üreten ülkeler Hindistan, Sri Lanka, Kenya, Endonezya, Malavi, Bangladeş ve Japonya’dır. Bu ülkelerin pek çoğunda çay borsası onlarca yıl önce oluşturulmuştur.

Sonuç :
Doğu Karadeniz’de çay üreticisi mutsuz, huzursuz. 1950’lı yıllardan itibaren devlet teşvikiyle tarımı yapılmaya başlanan çay, artık insanların karnını doyurmaz hale gelmiştir. Bir üreticinin 1975 yılında bir reşat altını almak için 96 kilo yaş çay satması gerekirken bugün  bu oran 288 kiloya ulaşmıştır. Çay üreticisinin göçe mecbur bırakılmaması için emeğinin karşılığını alabilmesi, yurt dışından gelen çayın pazara hakim hale gelmemesi için de bir an önce çayda doğru politikaların uygunlaması gerekmektedir.

arrow