BİR LAZ BAYRAMI: KOLKHOBA

İsmail Bucaklişi

 

Türkiye’de Laz müziğinin keşfi sürecini anlattığım üçüncü yazıda bahsettiğim Sarpi köyünden devam edelim.

1998’de Sarpi’ye ilk gidişimden bir ay sonra ikinci kez tekrar gittim. Amacım ilk ziyarette öğrendiğim ama kaydetme fırsatı bulamadığım şeyleri iyice öğrenmek ve mümkünse kaydetmekti.

Gene Cemal Vanilişi’nin evine misafir oldum. 30 Ekim 2015’de aramızdan ayrılan Vanilişi, ikinci gidişimde Türkiyeli Lazların daha evvel hiç haberdar olmadıkları pek çok şeyi detaylıca anlattı. Bunlardan biri de 1978’den beri kutladıkları ve Antik dönemde muhteşem bir uygarlık yaratmış olan Lazların ataları Kolkhlara atfen “Kolkhoba/ Kolxoba” adını verdikleri bir bayramdı.

Cemal Vanilişi ve Otari Bekirişi’nin anlatılmarına göre, 1978’de, Sarpi’nin sakinleri, “Her milletlerin bir bayramı var. Neden Lazlar’ın da bir bayramı da olmasın.” düşüncesi ile 19 Ağustos gününü Laz bayramı ilan etmişlerdi.

Cemal Vanilişi, epeydir açılmadığı anlaşılan bir klasör çıkardı ve önüme koydu. Klasörde çok sayıda dergi sayfası, gazete kupürü ve fotoğraf vardı. Fotoğraflardan anlaşılan, ilk kutlama sadece Lazlar arasında değil, Sovyet ve Doğu Bloku ülkelerinde de ilgi uyandırmıştı.

O zamanlar Sarpi’de bir tarım kolektifi vardı ve kolektifin başkanı Kolkhoba’ya maddi destek sağlıyordu. Ayrıca, köylüler de kendi aralarında para topluyorlardı. Şenlik süresince ressamlar Batum yolu üzerinde diğer bir Laz köyü olan Kvariati civarındaki kayalarda Kolkhları ve adetlerini simgeleyen üç beş metre yüksekliğinde resimler çiziyorlardı.

Sarpi’ye giden yolların üst ve alt kısımlarında Kolkh askeri kıyafetleri giymiş Sarpili gençler mızrakları ile düşmana karşı sıralanmış nobet tutarlardı. Genç kızlar ve erkekler dereye serdikleri koyun postu ile altın toplamayı canlandırıyorlardı. Dışardan bir yabancının gelmesi durumunda ise kayaların üzerinde ateşler yakılıyordu. Derken, Sarpi’nin sahiline inilirdi. Orada çadırlar kuruluydu. Sahilde, yan yatmış büyük bir kuru ağacın üzerinde Altın Post efsanesine esin kaynağı olan koyun postları asılırdı. Denizde, eski Kolkh gemilerini canlandırmak üzere kayıklar bulunurdu.

Akabinde, Altın Post’un Argonotlar tarafından çalınmasını anlatan tiyatro gösterisi başlıyordu. Tiyatro’da Altın Post’un çalınışı, Kral Aietes ve Argonotlar arasındaki savaş, Jason ile Medea arasındaki aşkın Altın Post’u yendiği sahneler canlandırılıyordu. Bütün bunlardan sonra ise gençler tarafından verilen konserler başlar, Lazca şarkılar söylenirdi. Sonrasında, genç kızlar sahilde balık ağları örer, deniz sporları yapılır ve büyük bir sofra kurulurdu. Şimdilerde ise, bütün bu etkinlilerin hiçbiri yapılmıyor ve sadece konserle yetiniliyor.

Kolkhoba Laz bayramı sadece yerel basında değil, Sovyet blokunda yer alan ülke gazete ve dergilerinde de önemli yer kaplamıştı. Sovyetlerin yıkıldığı 1991’e kadar Kolkhoba kutlanmaya devam etti. Sovyetler’in yıkılması ise Kolkhoba’ya ara verilmesine neden oldu. Zira, yıkım, herkes için her açıdan bir yıkım olmuştu.

Vanilişi ve Otari Bekirişi’nin anlattıkları, gördüğüm fotoğraf ve gazete yazıları gerçekten heyecan vericiydi. Cemal Vanilişi ve Otari Bekirişi, Kolkhoba’nın hangi Laz inancından kaynaklandığını anlatmışlardı ama insan gene de düşünmeden edemiyordu. Lazlar arasında bir Laz bayramına kaynaklık edebilecek bir inanç, bir ritüel halen yaşıyor olabilir miydi? Bunu öğrenmenin yolu araştırmaktı elbette.

Eski zamanlarda Lazlar, tatlı suyun tuzlu su ile buluştuğuna inandıkları Ağustos ayının ortalarına denk gelen bir tarihte kendi aralarında kutladıkları bir bayramları varmış. Bu tarih aynı zamanda yazdan sonbahara geçiş dönemine denk geliyordu ve halk arasında “bahuri” ya da “çhereli” olarak biliniyordu. Bu dönemin başlaması ile dere ya da denize girilmiyordu. İnanca göre, bahuri ya da çhereli’nin başlamasından sonra suya girenlerin derilerinde dökülmeler, kızarıklıklar oluşuyordu ve bu yaralar iyileşmiyordu. Eğer dereye, denize girilecekse suya bir metal parçası atmak gerekiyordu. Ancak böylece bahuri’den korunulabiliyordu. Bu benim de çocukluğumdan çok iyi bildiğim bir inançtı. Büyüklerimiz, bahuri zamanı dereye girmememiz için bizi sürekli uyarırlardı.

Günün birinde, Kolkhoba hakkında bahsettiğim bir arkadaşım heyecanla kendilerinin de bayram benzeri bir kutlamaları olduğundan bahsetti. Arkadaşımın anlatımına göre; Vitze’ye (Fındıklı) bağlı bir Laz köyü olan Motsxora’da tatlı suyun tuzlu suya karıştığı ve mevsimin sonbahara döndüğü günde, köy halkı sabah gün doğmadan kalkıp sahile inererek denize girerdi. Denize girmeden önce kimseyle konuşulmazdı. Denizden çıkıldıktan sonra sahilde toplanılır, komşu köylerden gelen misafirlerle birlikte yemek yenir, kutlama yapılırdı. Biz gene Sarpi’ye dönelim… Muhtemelen Sarpi’de Motsxora’daki bu kutlamayı bilinmiyordu ama bahuri ya da çhereli denilen inancı ve bu inancın kaynağını biliyorlardı.

Bir Laz bayramı fikri hiç de aşina olmadığım, aklımın ucundan dahi geçmeyen bir şeydi. Ama hiç şüphesiz çok yaratıcı ve başarılı bir fikirdi ve bu fikrin Türkiyeli Lazlar arasında karşılık bulma şansı çok yüksekti.

Sovyetlerin yıkılmasının ardından ilk Kolkhoba bayramı 19 Ağustos 2000 tarihinde kutlandı. Artık Kolkhoba’dan epeyce insan haberdardı. O tarihte kalabalık bir grupla Sarpi’ye geçtik. Sıra bir Laz bayramına şahit olmaya gelmişti. Geçmişte olduğu gibi, Antik zamanlarda Argonotlar’ın Kolkhis’e gelişini canlandırıldı. Sarpi’nin çarşısına kurulan platformda konuşmalar yapıldı, Lazca, Gürcüce konserler verildi.

Akşam uzunca bir sofra kuruldu. Tanıdığım tanımadığım çok sayıda insan vardı. Geçmişten farkı, Türkiye’den çok sayıda Laz’ın orada bulunmasıydı. Adet olduğu üzere konuşmalar yapılıyor ve üzerine şarap içiliyordu. Cemal Amca bize Lazca çeviriler yapıyordu. Tahmin edileceği gibi, Acara’dan gelmiş kimi misafirler de konuşmalarında Laz ve Gürcü’nün aynı kandan geldiğinden, Lazların Gürcü olduğuna ilişkin söylevlerde bulunuyorlardı.

Ancak beklemedikleri bir şey oldu ve söz sırası gelince kimi Laz arkadaşlar kadehi kaldırmadan evvel Lazların Gürcü olduğu gibi sözlere katılmadıklarını ifade ettiler. Artık birileri masada pek duymaya alışkın olmadıkları şeyler söylüyordu. Her çeviri sonrası “ara ara ara – hayır hayır hayır” bağırışları yükseliyordu.

Velhasıl, bayram şenliği gece yarılarına kadar eğlenceyle sürdü. Gece yarısı artık şenliğin bittiğinin de habercisiydi. Alışkın olduğumuz türden bir bayram olmasa da, Laz bayramı düşüncesi pek çok Laz’ı biraraya getirmesi bakımından önemliydi.

Gelelim hikayenin sonuna…

Bir sonraki yıl özellikle Türkiye’den katılım oldukça arttı. Elbette, Acara’daki yerel yönetici ve gazetecilerin de ilgisi de kat be kat artmıştı. “Kolkhoba” artık daha bir denetim altındaydı. Resmi bir havaya bürünmüştü. Kolkhoba bayramı bir nevi kısıtlanmaya başladı. Lazları toparlayan bir bayram haline gelmesi ve kolektif hafızayı güçlendirmesi belli ki kimi çevreleri rahatsız etmişti.

Sonraki yıllarda, 19 Ağustos tarihine sadık kalınmadı. Kutlamalara az süre kala ertelemeler oldu. Bazı yıllar son ana kadar tarih açıklanmadı. Tarihler, tatilin sona erdiği Eylül ayına alındı. Derken, kutlama alanı Sarpi’den Gonio’ya kaydırıldı.

Şimdilerde ise, Kolkhoba, Acara Kültür Bakanlığına bağlandı. Yani, mütevazi ve sivil bir bayram kutlaması olarak başlayan Kolkhoba artık resmi bir kurumun denetiminde, tamamen içi boşaltılmış, amacından saptırılmış, propoganda alanı haline gelmiş, konserleden ibaret bir “bayram” kaldı geriye.

arrow